|
|
Ekon Yapı’dan
Endüstriyel
Zeminler
Hakan
Ekim: “Zemin kaplaması uygulanacak olan betonun yüzey kalitesi, bitirilme
şekli eğer doğru değilse, zemin kaplamasından alacağınız performans
son derece düşük olur. Zemin kaplamasının kendisinden çok, yüzey hazırlığı
dediğimiz doğru nitelikteki alt beton yüzeyinin tekniğine uygun bir
şekilde hazırlanması önemlidir."
Son yıllarda ülkemizde hızlı bir gelişim gösteren epoxy esaslı endüstriyel
zemin kaplamaları ile ilgili Ekon Yapı’dan Hakan Ekim’le ilginizi çekeceğine
inandığımız bir söyleşi yaptık.
- Endüstriyel zeminler konusunda kaç yıldır çalışıyorsunuz?
- Ekon 1991’de kuruldu ama geçmişi var. İsim farklıydı, ortakların değişmesi
nedeniyle Ekon 91’de kuruldu. SBD Firması’yla birlikteliğimiz 1990 yılından
beri devam etmektedir. 90’dan beri beton onarımları ve zemin kaplamaları
konusunda çalışıyoruz. Zemin kaplamaları konusunun yanısıra özellikle
aktif olduğumuz konu, kaplamalı saha onarımlarıdır.
SBD Firması bu konuda kaç yıldır faaliyet gösteriyor?
- İngiltere’de faaliyet gösteren 40 yıllık bir firmadır. Beş yıl önce
Saint Gobain’e bağlı Weber Broutin ile birleştiler. Aynı gruba Türkiye’de
İzmir’de yerleşik Markem de bağlı ancak Markem’in ürün portföyü SBD’den
farklı.
- Endüstriyel zeminlerle ilgili Türkiye’de yaşanan sorunlar nelerdir?
- Endüstriyel zeminlerin başarılı olabilmesi için uygulanacak betonların
belirli bir kalitede olması gerekiyor. Çünkü zemin kaplaması sadece
koruyucu amaçla yapılan bir uygulamadır. Betonun mukavemetine daha fazla
getirebileceği bir şey yok. Zemin kaplaması aşınma, kimyasal veya hijyenik
nedenlerden dolayı yapılır. Zemin kaplaması uygulanacak olan betonun
yüzey kalitesi, bitirilme şekli eğer doğru değilse, zemin kaplamasından
alacağınız performans son derece düşük olur. Türkiye’de ele alınması
gerekli olan en önemli konu, zemin kaplamasının kendisinden çok, yüzey
hazırlığı dediğimiz doğru nitelikteki alt beton yüzeyinin tekniğine
uygun bir şekilde hazırlandıktan sonra zemin kaplamasının uygulanması
gerekliliğinin bilincinde olunmamasıdır. Bu konuda da çok büyük eksiklikler,
yanlışlıklar var. Bu uygulamaları zaman zaman görüyoruz. Bunların da
maalesef önüne geçmek mümkün değil. Malzemelere geldiğimiz zaman da,
Türkiye’de reçine esaslı malzemelerin ön planda olduğunu görüyoruz.
Özellikle epoxy ve poliüretanlar çok yaygın olarak kullanılıyorlar.
Bu arada Türkiye’de, dünyada görmediğimiz ara çözümler üretiliyor. Bunların
bir kısmı Türkiye’de yerleşik firmaların kendi formülasyonları veya
Türkiye’deki yabancı şirketlerin Türkiye pazarı için ucuz ara üretimlerinden
kaynaklanıyor. Bunların performanslarını uzun vadeli kıyaslamaya daha
yeni başlayabildik. Örneğin; Türkiye’de uygulanan multilayer denilen
bir sistem var. Sandviç sistem denilen epoxy tatbik edilirken katlar
arasına kum serpiştirmek gibi. Böyle bir uygulamayı ülkemizde ilaç fabrikasından
her türlü fabrika zemininde uygulayabiliyorlar. Ucuz olsun diye üretilen
böyle bir ara çözümü gelişmiş ülkelerde, hijyenin önemli olduğu bir
ilaç fabrikasında ya da kimyasal dayanım istenen yerlerde uygulanmadığını
görüyoruz. Şu anda Türkiye’de tam bitmiş, nihai hale gelmiş ürünler
şantiyelerde uygulanmıyor. Amerika’da, İngiltere’de, Almanya’da bir
epoxy zemin kaplaması satın aldığınız zaman, bu şantiyeye hazır halde
geliyor. Reçinesi, sertleştiricisi, dolgu malzemesi; bunlar karıştırılıp
hata yapma olasılığının minimuma indirgendiği bir malzeme ortaya konuluyor.
Türkiye’de reçine, sertleştirici, torbalarla kum şantiyeye gidiyor,
burada terazilerle veya kaplar ile gayri muntazam ölçeklemeler ile karışım
yapılıyor. Bunların başarısı son derece zayıftır. Ama Türkiye şu anda
bunların mukayesesini yapabilme bilincine erişmiş değil.
Ekon
olarak İngiliz-Fransız ortak kuruluşu olan SBD ile 1990’dan beri çalışmaktayız.
1990 yılından beri uygulamalarını yapıyoruz. Az önce bahsettiğim dezavantajları
olan sistemlerin hiçbirisini uygulamıyoruz. Aralara kum serpiştirmek,
bitmemiş ürünleri buraya getirip de şantiyelerde ölçümlemeler yapmak,
malzemeleri burada renklendirmek gibi uygulamalar yapmıyoruz. Daha butik,
zeminine daha önem veren firmalarla çalışıyoruz. Yaptığımız uygulamaların
kimisi sivil sektörde, kimisi devlet sektöründe yer alıyor. Bizim 1990’lardan
beri çalışmalarına devam ettiğimiz, gurur duyduğumuz Sanipak tesisleridir.
Adı değişti, şimdi Procter&Gamble oldu. Ama burada da işin sahibi
bir yabancıdır ve ne istediğini bilmektedir. Başka ürünlerle problem
yaşamıştır, onun için bize gelmiştir. Bize ilk defa gelen firmalar zaten
bir daha geri dönmüyorlar. Problemi yaşayıp gelen firmalarla ikna süresi
biraz uzun oluyor.
|
|

Ama uzun vadede başarıyı
gördükleri için tekrar geri gelebiliyorlar. Biz bütün bu ürünleri ithal
ediyoruz ve dediğim gibi hiç bir katkı yapmıyoruz. İhtiyaç sahibine
söylüyoruz: “İkincil bir alansa, direkt üretim yapılmayacaksa, örneğin
ambar gibi bir alansa o zaman bu yöntemleri isterseniz kullanabilirsiniz”
diye söylüyoruz. Bu endüstride derzsiz uygulama olarak tabir edilen
bir çok yanlış bilgilendirmeler var. Bunların doğru şeklini anlatmak
için çok vakit harcıyoruz. Fakat görüyoruz ki Türkiye’deki iş sahipleri
zemin kaplaması söz konusu olduğu zaman ne istediklerini bilmiyorlar
ve bu dizaynları yapan inşaat mühendisleri, mimarlar, bazı müşavirlik
firmaları bu konuda son derece bilgisiz.
Tabii ki tüm bunları anlatmak, ikna etmeye çalışmak epey bir zaman alıyor.
Temel mühendislik bilgileri eksikliğinin inanılmaz boyutta olduğunu
görmekteyiz. 1990 yılından beri 1 milyon metrekareye yakın bir yer yaptık,
bir metrekaresinde dahi bir sorun yaşamadık.
- İsterseniz Türkiye’de kullanılan bu ürünlerle ilgili biraz ayrıntıya
girelim.
- Reçine esaslı kaplama sistemlerini üç ana bölümde toplamak mümkündür.
Bunlardan
birincisi yüzeye penetre eden sealerlardır ki; bunları da akrilik esaslı
ve poliüretan esaslı olarak ayırabiliyoruz. Bunlar beton yüzeyinde film
tabakası oluşturmazlar. Betonun mikro boşluklarına oturarak aşınma mukavemetini
arttırırlar. Son derece ucuz olmaları sebebiyle ambarlarda vb. daha
kaba alanlarda tercih edilen ürünler bunlar. Yüzey mukavemetini arttırırlar,
dolayısıyla tozumayı önlerler ve şeffaftırlar. Bu ürünler aynı zamanda
geçirimsizlik sağlarlar. Ucuzdurlar ve kolay uygulanırlar. Poliüretan
esaslı olanlar, akrilik esaslılara göre daha derine nüfuz ederler.
İkinci grup malzemeler ince kaplamalar dediğimiz 250 mikron ile 1 mm.
arasında olan malzemelerdir. Bunların reçine tipleri epoxy, poliüretan,
akrilik ve furane olabiliyor. Bu tip kaplamalar Türkiye’de çok uygulaması
olan ürünler değildir. Çünkü Türkiye’de beton yüzeyleri o kadar kalitesiz
ki, bu kadar ince kalınlıklarla hiçbir şeyi kurtaramıyorsunuz. Halbuki
Avrupa’da en çok kullanılan kaplama çeşidi budur. Maliyeti de çok düşük
bir kaplamadır.
Türkiye’de en çok kullanılan ince film zemin kaplamaları epoxy ve poliüretanlardır.
Bunlar
farklı tarzda uygulanabiliyorlar. Rulo ile uygulanabiliyor, kimisi de
mala ile yayılarak uygulanabiliyor.
Üçüncü grup ise kalın zemin kaplamaları dediğimiz 2-3 mm. arasında uygulanan
zemin kaplamalarıdır. Tabii en yaygın olarak self levellingleri görüyoruz.
Self levelling epoxy ve poliüretanlar var. Yurtdışında epoxy screed
diye tanımlanan 5 mm. kalınlığında mala ile yayılan ürünler var. Yurtdışında
kullanımı yaygın olan, Türkiye’ye daha yeni yeni gelmeye başlayan pompalanabilen,
self levelling çimento esaslı endüstriyel şaplar var.
Endüstriyel zemin kaplaması yapılırken temel mühendislik kurallarına
mutlaka uyulmalıdır. Derzler kapatılmamalı, kaplamaya aynen yansıtılmalıdır.
Genleşme derzleri aynı kalınlıkta kalmalıdır. Kaplama öncesi onarımlar
mutlaka yapılmalıdır. Az önce vurguladığımız yüzey hazırlığı ki bu konuda
International Concrete Repair Instititute’ün bir klavuzu var. Bu klavuzda
yüzey hazırlama standartları belirlenmiş ama maalesef Türkiye’de kimse
kullanmıyor. Biz bunu tekliflerimizde yazdığımız zaman anlamıyorlar.
Avrupa’da 5 senedir kullanılıyor bu standart. Bu standardı baz alarak
uygulamayı düşündüğünüz zemin kaplamasını da baz alarak, yüzey hazırlığını
seçebiliyorsunuz. İş sahibi olarak müteahhitinize “Ben şu standarda
göre yüzey hazırlığı istiyorum.” diyebiliyorsunuz. Yüzey hazırlığından
bahsederken en çok dünyada kullanılan yöntemler, Vacuum Blasting, Vacuum
Grinding, Scarifying gibi yüzey hazırlama yöntemleri var. Türkiye’de
en çok Roto Tiger denilen, makine ile tatbik edilen yüzey hazırlığı
uygulanmakta. Bu teknik diğerlerine göre daha ucuz makine gerektirmekte
ve ucuz uygulama maliyeti var. Ancak gelişmiş ülkelerin genel olarak
tercih etmediği bir yöntem zira, betonda örseleme etkisi yapıyor. Kullanıldığı
yerlerde dikkat edilmesi gerekiyor. Biz Ekon olarak blasting ya da grinding
dediğimiz yöntemi uyguluyoruz ve bu uygulamaları vakum altında tozsuz
yapabiliyoruz. Bugün Avrupa’daki kaliteli bir işte hangi yöntem kullanılıyorsa
o yöntemi kullanıyoruz ve o doğrulara göre iş yapmaya çalışıyoruz.
Çok teşekkürler....
|